Kamu yönetimi kaç binle alıyor? Bir hayalin, bir bekleyişin ve içimde kalan o uzun yıl
Buna da Göz Atın: Kamu yönetimi EA mı ?
O gün Kayseri’de hava tuhaf bir şekilde sessizdi. Ne tam kıştı ne de bahar… Sanki şehir bile benim içimdeki kararsızlığı hissetmiş gibi ağır hareket ediyordu. Masamda açık duran defterin kenarına sürekli aynı cümleyi yazıp siliyordum: “Kamu yönetimi kaç binle alıyor?”
Aslında bu soru sadece bir sıralama meselesi değildi benim için. Daha çok bir çıkış kapısıydı. Bir umut, bir “belki de olur” cümlesi… Ama aynı zamanda insanın içini kemiren bir belirsizlik.
O gün başladığım hikâye
Liseyi bitirdiğim yıl, herkes bir yerlere dağılıyordu. Kimi mühendislik diyordu, kimi tıp, kimi “garanti meslek” diye etrafına anlatıyordu. Ben ise sessizdim. Çünkü içimde ne yapacağıma dair net bir şey yoktu ama bir şey vardı: kalabalıkların içinde kaybolmadan bir şeyleri yönetmek, anlamak, düzene katkı sağlamak isteği.
O yüzden “kamu yönetimi” kelimesi ilk kez kulağıma çarptığında içimde garip bir rahatlama hissetmiştim. Sanki adını koyamadığım bir yönelim, sonunda bir forma bürünüyordu.
Ama işte asıl soru orada başladı: Kamu yönetimi kaç binle alıyor?
İlk gerçek yüzleşme
Bir gün internet kafede saatlerce oturup sıralamalara baktığımı hatırlıyorum. Ekranda sürekli sayılar kayıyordu.
200 bin…
300 bin…
400 bin…
Bazı üniversitelerde daha yukarıda, bazılarında daha aşağıda…
O an içimde iki ses kavga etmeye başladı. Biri “dene, olur” diyordu. Diğeri ise “ya yetmezse?” diye fısıldıyordu.
Eve döndüğümde annem mutfaktaydı. Çay koyuyordu. Ben ise kapıdan girer girmez o soruyu sordum:
“Anne, kamu yönetimi kaç binle alıyor biliyor musun?”
Bana baktı, anlamaya çalıştı. Sonra klasik bir anne refleksiyle “Sen elinden geleni yap, gerisi gelir” dedi.
O an sinirlendim. Çünkü ben “teselli” değil, “netlik” istiyordum.
Hazırlık süreci ve içimde büyüyen baskı
Günler geçtikçe dershaneye gidip gelirken aslında sadece ders çalışmıyordum. İçimde sürekli bir hesap yapıyordum. Her deneme sınavı bir duygusal çöküşe ya da küçük bir umut patlamasına dönüşüyordu.
Bir denemede sıralamam iyi geliyordu, eve dönerken yürüyüşüm bile değişiyordu. Sanki kamu yönetimi artık biraz daha yakınımdaydı.
Ama ertesi hafta kötü bir sonuç geldiğinde, bütün şehir üstüme yıkılıyordu.
O dönem en çok Google’da aradığım şey değişmedi:
“Kamu yönetimi kaç binle alıyor?”
Ama her seferinde farklı bir tablo çıkıyordu karşıma. Bazı üniversiteler 200 binlerde, bazıları 500 binlere kadar uzanıyordu. Türkiye’de bu bölümün sıralaması sabit değildi. Her yıl değişiyor, kontenjanlara göre oynuyordu.
Bu belirsizlik beni yoruyordu.
Arkadaş ortamında kırılma anı
Bir gün arkadaşlarla çay içiyoruz. Konu üniversite tercihine geldi. Herkes kendi planını anlatıyor.
Biri “bilgisayar mühendisliği yazacağım” dedi.
Diğeri “hukuk istiyorum” dedi.
Sıra bana geldiğinde kısa bir sessizlik oldu.
Ben sadece “kamu yönetimi düşünüyorum” dedim.
Bir anlık bakışlar… O klasik “o ne ya?” bakışı…
İçimden geçen şeyi hatırlıyorum: “Sanki ben yanlış bir şey söylüyorum.”
Ama sonra biri sordu:
“Kaç binle alıyor ki o?”
İşte o soru beni en çok vuran soruydu. Çünkü aslında herkesin kafasında aynı şey vardı.
Gerçeklerle yüzleştiğim gece
O gece odamda tek başımaydım. Kayseri’nin soğuğu camlardan içeri sızıyordu. Bilgisayar açık, önümde YKS tercih listeleri…
Not defterime şunu yazmışım:
“Eğer 250-300 bin aralığına girersem bazı üniversiteler olabilir. Ama ya olmazsa?”
O “ya olmazsa” cümlesi insanın içine oturuyor. Çünkü hayal kurmak kolay, ama o hayalin gerçek dünyadaki karşılığını görmek bambaşka.
Kamu yönetimi kaç binle alıyor sorusu artık sadece bir bilgi değil, benim kader çizgim gibi hissettiriyordu.
Umutla gerçek arasında gidip gelmek
Bir yandan kendime şunu söylüyordum: “Bu bölüm benim için uygun, ben buradayım.”
Ama diğer yandan sıralama listeleri bana şunu diyordu: “Herkes burada, rekabet büyük.”
İçimde sürekli bir pazarlık vardı.
Bazen kendime kızıyordum:
“Bu kadar büyütme.”
Bazen de aşırı umutlanıyordum:
“Ya tutarsa?”
İşte en yorucu şey tam olarak buydu: belirsizlik.
Tercih zamanı ve iç sıkışması
Tercih listesi hazırlama günü geldiğinde annem yanımdaydı. Sessizce oturuyordu. Ben ekran karşısında titreyen bir el gibi listeleri aşağı yukarı sürüklüyordum.
Kamu yönetimi yazdığım üniversiteleri tek tek inceliyordum.
Sıralamalar önümdeydi:
200 binler, 250 binler, 300 binler…
Her satırda kalbim biraz daha hızlanıyordu.
O an içimden geçen şey şuydu:
“Ben bu bölümü gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece ulaşılabilir olduğu için mi seçiyorum?”
Bu soru beni en çok yoran soruydu.
Bir karar anı
Listeyi kaydederken elim durdu.
Annem “karar verdin mi?” diye sordu.
Ben “evet” dedim ama içimde hiç bitmeyen bir boşluk vardı.
Çünkü aslında hiçbir şey tam net değildi.
Kamu yönetimi kaç binle alıyor sorusunun cevabını bulmuştum ama bu cevap bana kesinlik değil, sadece ihtimaller vermişti.
Sonuç ve içimde kalan his
Sonuç açıklandığında ekran karşısında uzun süre oturduğumu hatırlıyorum. Ne sevindim diyebilirim ne de tamamen üzüldüm. Daha çok garip bir sessizlik vardı.
Bir yer tutmuştu ama hayalimdeki gibi mi, yoksa “olmuş olmak için olmuş” bir şey miydi, bunu anlamaya çalışıyordum.
O gün defterime şunu yazdım:
“Bazen bir bölüme girip girmemek değil mesele. Asıl mesele, o yolda kendini nerede hissettiğin.”
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum:
Kamu yönetimi kaç binle alıyor sorusu aslında sadece bir sıralama sorusu değilmiş. İnsanların geleceğe tutunma şekliymiş. Belirsizliğin içinde bir yön arayışıymış.
Ve en önemlisi, o yaşlarda insanın kendi sesini bulma çabasıymış.
“Kamu yönetimi kaç binle alıyor” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Edup ailesi olarak her zaman yanınızdayız!